Şimdiye kadar kim bilir kaç kez bir kristal görmüş, fakat bunun bir kristal olduğunu düşünmemişsinizdir. Kristal halinde bir parça kuartz görmemiş olsanız bile,kristal yapısında başka mineraileri gördüğünüz muhakkaktır. Hiç değilse kum, şeker veya tuz görmediğini söyleyecek kimsenin çıkacağını sanmıyoruz. Bu maddelerin tanecikleri çok küçük kristaller halindedir. Mikroskop altında bakacak olursanız , tanelerin kristal yapısını açık seçik Genel bir bakışla kristali kolayca tanımlayabiliriz. Bir kristal, düz yüzeyler,dik,doğru kenar çizgileriyle biçimi belirli bir düzene sahip olan katı bir madde parçasıdır. Çoğunlukla kendine has bir simetrisi vardır. Başka türlü söylemek gerekirse bir kuyumcu tarafından kesilip işlenmiş kıymetli bir taş gibi, yapay olarak biçimlendirilmiş izlenimi veren bir görünüşü vardır. Bu görünüş kristalin sadece dış yapısıyla ilgilidir. Ona kristal niteliği veren asıl özellikler iç yapısındadır. Bir kristal aşınır veya kırılabilir. Bu durumda, dış görünüşü, düzenli biçimi kaybolacaktır. Fakat daha ilerde açıklayacagımız gibi, iç yapı mzellikleri büyük önem taşır. Çeşitli kristallerin tanınmasında bu iç yapı özellikleri esastır. Kristalleri hangi maddeler meydana getirir acaba? En yaygın ölçüde kristalleri sadece mineraller arasında görmüş olanlar,bu sorunun cevabıyla belki şaşıracaklardır.Çünkü pratikte hemen hemen bütün maddeler kristalleri oluşturur. Kimyasal elemanların ve bileşiklerin çoğu, kristaller meydana getirebilirler. Katı maddeler iki yapıda olabilir:(a) Kristalin, (b) amort Amorf durumdaki katı madde, yapısal bir biçime sahip değildir. Kristaller, katı maddenin bir eriyikten ayrışımı sırasında (şeker,tuz ve alum), katı maddenin için için yanan bir kitleden ayrışımı ile (sülfü-kükürt, felspar) veya buhardan ayrışımı yoluyla (iodin,kfur)oluşurlar. Buna karşılık, özellikleri ve nitelikleri bileşimlerindeki maddelerin saf (katışıksız) olma derecesine, ısıya, diğer bazı etkenlere, hepsinden çok da fiziksel değişimin hızına bağlıdır. Değişim hızı yavaşladıkça,kristalleşmenin yayılımı ve mükemmelliği o ölçüde artar. Kristal kelimesi, Yunanca “doru buz” anlamına gelen bir kelimeden kökenlidir. Bu deyim bir zamanlar sadece saydam kuartztın tanımlanması için kullanılırdı. Onyedinci yüzyılda, kelimenin kullanılış alanı genişledi. Benzer fiziksel nitelik ve özellikleri olan tüm mineraller sınıfı için kullanılmaya başlandı. Kristaller konusunda ilk bilimsel açıklama,1665 yılında Robert Hooke tarafından yapılmıştır. Hooke’un kristallerin formlaşmasına ilişkin açıklaması,başlangıcı eski Yunan filozofu Demokrit’e kadar giden ilk atom teorisiyle benzerlik gösterir. 1669 yılında, Nicolaus Steno adındaki bir Danimar – kalı fizikçi kuartz kristalini inceledi. Bütün kuartz kristallerinin diziliminde belirli bir uyum olduğunu açıkladı. Bunların piramid tabanlı, altı kenarlı prizmalardan meydana geldiği sonucuna vardı. Erasmus Bartholinus ve daha sonra 1690 yılında Christian Huygens’in bilirse’ yöntemlere dayanan çalışmaları basılıp yayınlandı. Modern kristalografinin kurucusu,1743 ile 1822 yılları arasında yaşamış olan Fransız rahip Rene Just Hauy’dür. CS Weiss ve W. H. Miller’in çalışmaları da onu izlerniştir.

 

 

 

 

Bu alana reklam verebilirsiniz!